Bilim Tarihinin Işığında Modern Bilim - I

Modern bilim, Antik Mısır ve Mezopotamya uygarlıklarından Antik Yunan’a, İslam dünyasından Orta Çağ Avrupası’na kadar, farklı zaman dilimlerinde ve aktarımlar sayesinde ilerledi. Bilimsel (ve felsefi) bilginin, bu ara durakları bol yolculuğu, çeşitli nedenlerden dolayı gelişimi duran bilimsel faaliyetlerin farklı medeniyetler eliyle devam etmesini sağladı.

Tarih boyunca pek çok medeniyet bilimsel bilginin üretilmesi ve kullanılmasında önemli katkılar sundular. Antik Mısır ve Antik Yunan medeniyetlerini bilim tarihi açısından incelediğimizde, buralarda tıp ve anatominin, astronomi, matematik ve geometrinin en çok gelişen bilim dalları olduğunu görürüz. Mezopotamya’da, Antik Mısır ve Antik Yunan medeniyetlerindeki çeşitli bilimsel keşif ve gelişmeler buradaki medeniyetlerin yıkılmasıyla birlikte sona erdi.

Bu yıkıcı dönemin ardından Müslüman coğrafyasında başlayan tercüme hareketleri, bilimin bu topraklara yerleşmesini ve gelişmesini sağladı. Özellikle Eski Yunanistan’da ortaya konan eserlerin tercüme edilmesi sayesinde İslam dünyası, 8. ve 12. asırlar arasında bilimin meşalesini taşıma görevini üstlenmiş oldu. Yine bu dönemlerde, matematik, geometri, astronomi ve tıp alanında önemli buluşlara imza atıldı.

Antik Çağ, İlk Çağ ve erken Orta Çağ olarak kabul edebileceğimiz bu ilk üç dönemin ardından, bilimsel gelişmelerin Müslüman dünyasında da son bulması ile birlikte skolastik düşünce (inancın düşünsel olarak temellendirilip sistematize edilmesi felsefesi) uzunca bir süre egemen düşünce halini aldı. Bilimsel araştırma ve bilimsel temelli düşünce gerileyerek inanca ve teolojiye dayalı felsefi fikirler gelişti. Ta ki Avrupa’da yaşanan Rönesans ve Reform hareketlerine kadar…

Augustinus’un “Anlamak için inanıyorum” sözünün tam karşılığı olarak görülen Orta Çağ düşüncesi, bilimsel aydınlanmanın yaşanması ile sarsılmaya başladı ve doğayı kavramamızı sağlayan gözlemlerin yapılabilmesine ve bilginin yayılmasına olanak tanıdı. Bu çalışmada, modern bilimleri bilim tarihinin ışığında inceleyecek ve Orta Çağ’ın zorluklarının aşılmasında bilim insanlarının ortaya koyduğu fedakârlıkları göreceğiz. Ayrıca bilim insanları tarafından yapılan çalışmaları kronolojik olarak ortaya koyacak ve bu sayede bilimin kendisini de çok daha iyi kavrayabileceğiz.

Skolastik Düşüncenin Etkisinde Bilim Yapmak: Kopernik ve Kepler

Latince kökenli schola (okul) kelimesinden türetilmiş olan scholasticus teriminden gelen skolastik düşünce, okul felsefesi anlamına gelmektedir. Orta Çağ düşüncesi üzerinde etkili olan skolastik düşünce, doğrunun zaten mevcut olduğunu savunur ve felsefenin okullarda okutularak öğretilmesine dayanır. Peki, bu ne anlama geliyor?

Skolastik düşünürlere göre bilgi, deney ve gözlem yoluyla değil; büyük otorite kabul edilen kimselerin eserlerine müracaat edilerek elde edilebilir. Bu otoritelerden birisi olan Aristo, aynı zamanda skolastik düşüncenin de temelini oluşturur. Doğrunun zaten mevcut olduğu düşüncesi Aristo gibi büyük düşünürlerden gelmektedir. 

Skolastik düşünceye göre felsefenin konusu dindir ve bu nedenle felsefe teolojiyi desteklemeye çalışır. Doğa ise din ve akıl ile açıklanabilir bir olgudur. Bu sebeple skolastik düşüncede gözlem ve deneye önem verilmez. Yalnızca gözlemin sonuç vereceği (yeterli olacağı) yerlerde dahi usavurmaya (aklı temel almaya) başvurulmaktadır.

Makalemizin tamamını okumak için lütfen buraya tıklayınız.